Nasıl kapandığımdan ziyade kapanmaya nasıl devam ettiğimi anlatsam daha güzel olur. Anadolu İmam Hatip okulunu kazandığımda babam müftü olduğu için hiç yabancılık çekmedim.
Okulda herkes kapalı değildi ama çoğunluk başörtülüydü. 10- 11 yaşlarındayken okuldan çıkınca saçımı açıyordum önceleri daha sonra alıştım sanırım.
Örtüyü dinimin gereği olarak görüyorum. Çok derin felsefi bir konusu olduğunu düşünmüyorum. Örtündüğümde huzurluyum. Peygamber Efendimizin ilk vahiyi aldığında örtünmek istemesine, o şekilde rahatlamak istemesine yakın bir his uyandırıyor örtü bende. Yoksa başörtüsü ne bir güzelliği saklayabiliyor benim fikrimce ne de daha ön plana çıkarıyor. Kesinlikle bir simge olmadığını düşünüyorum ama dışarıdan bakanlar için sadece bir sembol.
Örtüyle ilgili kararsızlıkları olan birisine sadece Nur Suresindeki örneği verirdim. Örtünüp örtünmemek herkesin kendi kararı, bu dönemde hiçbir sorun yok, çok da zor olmasa gerek. Önce güzel ahlakı tavsiye ederdim. Kaç yıl oldu ben bile sıcakta bunalıyorum. Zorluğu var ama alışıyor insan ama söyleniyor da. Hayat gibi iste her şey dümdüz değil. Karar verirsen arkasında durmalısın ne olursa olsun.
Eğer bir kızın olsaydı bana yapıldığı gibi İmam Hatibe gidiyorsun diye başını örtmelisin demezdim o kesin. Hikayelerle özendirirdim belki, yavaş yavaş alıştırırdım.  Benim bu noktada pedagoji  bitiyor. Yurtdışında  genelde 10-14 yaşları arasında umreye götürüyorlar çocuklarını. Olumlu etkisi olduğunu gördüm

Nasıl kapandığımdan ziyade kapanmaya nasıl devam ettiğimi anlatsam daha güzel olur. Anadolu İmam Hatip okulunu kazandığımda babam müftü old...

             Galiba ben de bir acayiplik var. Herkes gider Mersine ben giderim tersine. Kitap okumayan bir topluma dönüştükçe içimdeki yazar olma sevdası daha da alevlendi. Söylediler dinlemedim. "Kim okur ki 'tesettür' hakkındaki bir kitabı? Sanki her şeyi okudular da tesettür kaldı :( Dinlemedim yazdım. Her zamanki gibi doğru bildiğimi yaptım. İsteyen okur istemeyen okumaz. O benim karışacağım iş değildi. Benim vazifem doğru bildiğimi söylemekti. İster okunsun ister okunmasın. İster satsın ister batsın bananeydi.
             Bazı editörler "Artık başörtüsü yasağı kalktı." dedi. Mesela aşkı anlatmak için aşkın yasak mı olması lazımdı ki? Bazıları "satmaz" dedi. Sanıyordum ki yayıncılık biraz da yürek işi, değilmiş. Bie tek benmişim kitaplara romantik gözlerle bakan.Uzatmayayım. Bu devirde yayınevlerinin keyfine göre hareket etmeye hiç mi hiç gerek yok dedim. Sosyal medya derya deniz. İlla bir torpil bulmama veya dolandırıcı kılıklı matbadan bozma sahtekarlara para kaptırmaya hiç gerek yok dedim. Öyle yüzsüzler var ki hem kitabın basım parasını benden ister hem satılandan bana para vermez. Çok satarsa kitap başı 50 kuruş verecekmiş. Aferdersin de al o 50 kuruşu....
            Kimse kusura bakmasın torpilim yok diye benim kitabımı değersizleştiremezsiniz beyler. Onu yazarken yüreğimi koydum. Oyuncak değil, hakkında atıp tutmaya kalkanı cıs yapar. Emek her alanda olduğu gibi yayıncılık sektöründe de sömürülmeye çalışıyor. Bu teknoloji elimizin altındayken emeğe yukarıdan bakmaya, kendini birşey sanmaya nasıl cesaret edebiliyorlar onu da çözemedim. Siz kağıda basmazsanız elektronik kitap var, wattpad var (ki kitabımı orada yayınladım özgürce. Kitabın içine onu sok bunu çıkar diyen yok), sesli kitap var (ki onu da yaptım youtube da sesli olarak okuyorum kitabımı) Zaten o kendini bilmez bazı yayınevleri yazarı sözleşme yaparken bile kandırma derdinde. Size para kazandıracağıma sosyal medyaya kazandırırım. Hem isteyen ücretsiz bir şekilde kitaba ulaşır. Hem yazar olarak geri dönüşleri anında alabilirim.(Çok güzel dönüşler alıyorum da)
           Wattpadde ve Youtube da beni takip eden okuyucularım Allah sizden razı olsun. Size bir notum var . Sizden  istediğim kitabımı okuyarak veya dinleyerek hit arttırmanız falan değil. Okuduklarınızı gerçekten düşünmeniz ve hayatınıza katmanız. Yazılanlara ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz birisi varsa onun da hayatına bu hakikatleri katmasını sağlamanız. Okunup geçilsin diye yazmadım ben bunları. Kitabın başında söylediğim gibi asıl amacım Allah'tan,  Peygamber Efendimizden SAV bahsetmek. Hayatımızda bizi çok seven Yaratıcımızın daha çok yer bulmasını sağlamak. Biz Allah'la birlikte olmasak bile o her an bizimle birlikte. Bunu idrak edip tekrar tekrar hatırlamak tek istediğim. Tesettür Allah'ın emirlerinden biri, temeli zaten Allah sevgisi.Eğer Allah için değilse başörtüsü alt tarafı bir bez parçası. Maksadım tesettür bahanesiyle Allah'ı anmak ve Allah'ı anmaya vesile olmak. Çok satmış az satmış umurumda mı?
        Beni en çok heyecanlandıran ne oldu biliyor musunuz? Kitabın yazım aşamasına şahit olan çok yakın bir arkadaşımın örtünmesi ve "asla yapamam" diyen bir okuyucumun içindeki cesareti bulup nefsini yenmiş olması. Esra, Feyza Allah kabul etsin. İnşallah yolunuzda hep istikrarlı ve mutlu olursunuz.https://www.wattpad.com/story/87105095-tesettür-başıma-gelen-en-güzel-şey

             Galiba ben de bir acayiplik var. Herkes gider Mersine ben giderim tersine. Kitap okumayan bir topluma dönüştükçe içimdeki yazar...


Youtubeda çok popüler olan "çantamda ne var?" videosunu muhafazakar bir kızın dilinden çektim.
O kız da ben oluyorum :)
Eğer çantamın içindekileri merak ederseniz tıklayabilirsiniz.


Youtubeda çok popüler olan "çantamda ne var?" videosunu muhafazakar bir kızın dilinden çektim. O kız da ben oluyorum :) Eğer...

Tesettür çok hassas olduğum bir konu. Aslında örtünmeye aile baskısı yüzünden başladım ama aşkla sürdürdüm. İmam hatip Lisesine gitmek istememiştim daha sonra imam hatipli olmaktan gurur duydum.
Liseye geçtiğim yıl imam hatiplerin puanlarının başörtü yasağı dolayısıyla düşeceği belli olmuştu.  Ailem de bu koşullarda imam hatipli olursam istediğim tahsili yapamayacağım için beni normal bir liseye yazdırabileceklerini söylediler. Ben de geleceğimi düşündüm ama bütün arkadaşlarım imam hatibe giderken onları bu davada yalnız bırakamazdım. Hayatımda verdiğim en zor kararlardandır bu ve okuluma devam ettim.
O yıl öğrenci sayısı çok azaldı. Zıt görüşlü bir müdür atadılar okulumuza. Bu müdür alışkın olmadığımız kurallar getirmişti beraberinde. Düşünün teneffüslerde saçma sapan yabancı müzikler çaldırıyordu. Erkeklerle aynı sınıflarda olmamızı istedi ve onu da yaptı. Gün geçtikçe her şey daha da kötüye gidiyordu. Artık eşarpları açmamız gerektiğini aksi takdirde okula alınmayacağımızı söylediler.
Biz önceleri ciddiye almadık sonra bir sabah sadece erkek öğrencileri okul kapısından içeri aldılar. Kızlara başınızı açmazsanızı giremezsiniz diye baskı yaptılar. Biz de başladık oturma eylemi yapmaya. Bazı erkek arkadaşlar Türk bayraklarıyla çatıya çıktılar bize destek amaçlı ve tutuklandılar. Sonra tüm kızlar başını açmadığı için disiplin cezası aldı.
  Neyse bu şekilde üç yıl mücadele ettik. Hele ki milli güvenlik dersleri ölüm gibiydi. Adam her hafta “Başınızı açın dersinizi vereyim.” derdi biz de açmayınca çıkar giderdi. Rütbeli bir askerdi sanki vatan hainiymişiz gibi okulda yanında jandarmalarla gezerdi. İki yıl kadar kapımızda bir otobüs jandarma bekledi. Sonunda mezun olduk sandık. Bir gittik müdür bize tasdik verdi. Bir de dedi ki sadece milli güvenlik dersinizi verip diplomanızı alacaksınız. Neyse biz de cahillik işte aldık tasdikleri gittik açık liseye kayıt yaptırdık. Hepimize 1. Sınıftan lise okuttular. Maddi manevi orada da sarsıldık. Anlayacağınız haddinden fazla hakkımız yendi asla hakkımı helal etmiyorum. Gerçek dünyada hesaplaşırız inşallah.
Benim için tesettür Allah'ın emri ve bu emre itaat etme isteğidir.  Müslüman bir ülkede böyle olayları yaşamak insanı daha çok bağlıyor örtüsüne. Benim için başörtüm olmazsa olmazım. Uğruna mücadele verdiğim yegane sebebim. 21 yıl oldu hala örtülüyüm.
Umarım yaptığımız görüşmeden işinize yaramıştır. Özellikle şunu yazın diyeceğim bir nokta yok ama şunu bilin tüm samimiyetimle anlattım söylediklerimi, kitabınıza yazarsanız birilerine mesaj olarak gidecektir. Bu da beni bir nebze olsun rahatlatır. Konuşulacak çok şey var bu konuda, o günler kanayan bir yara aslında ama yaralarımız iyileşiyor yavaş yavaş bugünümüze hamdolsun. Şu zamanda da farklı imtihandan geçiyoruz, tamamen modern kapanmaya döndü iş. Serbestleştikçe kıymeti azalmaya başladı maalesef örtünün. Allah sonumuzu hayır etsin
Allah'a emanet olun her şey gönlünüzce olsun kitabınızı merakla bekliyor olacağım. İnşallah başkalarında örtünmelerinde katkı sağlayıp hayra vesile olursunuz.

                Allah'a emanet olunuz....

Kitabıma eklediğim son hikaye.
Eğer kitabı okuman isterseniz şu linki tıklayabilirsiniz.
https://www.wattpad.com/story/87105095-tesettür-başıma-gelen-en-güzel-şey

Tesettür çok hassas olduğum bir konu. Aslında örtünmeye aile baskısı yüzünden başladım ama aşkla sürdürdüm. İmam hatip Lisesine gitmek iste...

"Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor." M.Akif EESOY
Güneşe grub etmekten hiç zarar gelir mi? Biz battı sanırız ama o görmediğimiz yerlerde yeniden doģmaktadır. Tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Ruhları şad olsun.
Hz Mevlana der ki;
“Yazık oldu! Yazık oldu!” deme. Eğer nefse uyup şeytanın tuzağına düşersen, işte o zaman hayıflanmanın sırasıdır. Cenazemi görünce “Ah ayrılık! Ah ayrılık!” deme. O vakit benim ayrılık değil, visal ve mülakat (kavuşma ve görüşme) vaktimdir. Beni kabre indirdikleri zaman sakın “Elveda! Elveda!” deme. Çünkü kabir, öteki âlemin, can topluluğunun perdesidir. Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör (düşün). Güneş ve aya gurub etmekten (batmaktan) hiç ziyan gelir mi? Bu hal sana batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslında bu hal doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır. Mezar insana hapishane/zindan gibi görünse de, orası ruhun kurtulduğu yerdir. Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Niçin insan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyorsun?"

"Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor." M.Akif EESOY Güneşe grub etmekten hiç zarar gelir mi? Biz battı sanırız ama o görm...

Biliyorsunuz TESETTÜR BAŞIMA GELEN EN GÜZEL ŞEY adlı bir kitabım var. Şimdilik wattpadden okunabiliyor. Bu akşam kitaba ekleyeceğim bir örtünme hikayesini bloga koymak istedim. Arkadaşım Leyla'nın hikayesi. Leyla ve onu çok etkileyen Binnaz Anne
https://www.wattpad.com/user/FatmaDilek_

LEYLA'NIN HİKAYESİ



Binnaz Annenin bende çok özel bir yeri var. Hayatım boyunca bir sürü annem oldu, öz annem, üvey annem, çocuk esirgeme yurdundaki pek çok bakıcı annem… ama Binnaz Anne “anne” kavramını her şeyiyle karşılayan kişi. İyi ki böyle güzel birisiyle karşılaşmışım, onu tanıdığım için insanların içindeki iyiliğe inanıyorum Mükemmel insanlar var, çünkü Binnaz Anne vardı. Öyle sevgi doluydu ki, öyle bir sarılırdı ki unutamıyorum sarılışını. “Kızım seni içime sokasım geliyor.” derdi sarılırken.
Ben ve birkaç kız daha onun peşini bırakmazdık, bizi sevsin diye ona yaklaşırdık. Herkese ilgi gösterirdi ama biz daha fazla ilgi için her fırsatta ona sokulurduk ve karşılık görürdük. “Sen benim evladımsın, bir doğurmadığım kalmış.” dediğinde sevgisine inanıyordum, o sevgi benim için çok fazla şey ifade ediyordu, anne sevgisiydi o.
Gerçek sevginin kimde olduğunu daha o yaşlarda hissedebiliyor insan. Ben gerçek sevgiyi Binnaz annede gördüm ve onun iyiliğini, temizliğini, dindar oluşunu Allah korkusuna bağladım. Bu kadar güzel bir insan ne yapıyorsa o doğrudur diyordum. En çok dinin eleştirildiği yıllarda, 28 Şubat öncesinde Binnaz annenin örtülü olmasıyla çok uğraşmışlardı. Çocuklara en faydalı kişi sadece başını örtüyor diye dışlanıyor, kötü insanlar sırf kıyafetleri istenildiği gibi diye el üstünde tutuluyordu. Buna da isyan ettim.  O yıllarda Binnaz anneye yapılanları unutamıyordum. Sırf tesettürlü diye çocuklardan uzaklaştırdılar, onun yanına gitmeyi de bize yasakladılar. Çocukların beynini yıkayamasın! diye çamaşırhaneye göndermişlerdi. Kimseye görünmeden onu görebilmek için çamaşırhanaye giderdim.   Bir keresinde yine çamaşırhaneye gidip dizine yatmıştım. Bizi müdür yardımcısı yakaladı 50 yaşında kadına bir bağırdı. Suçum çok büyüktü?? Hem yanına gitmişim hem dizine yatmışım öyle yakalandık. Sanki çok kötü bir şey yapıyor gibi davrandı müdür yardımcısı. Oysa sadece beni seviyordu. Binnaz Annenin o günkü ağlamasını unutamıyorum. Asla bunu hak edecek bir hareket yapmamıştı. Annesinden babasından ayrı kalmış bir kız çocuğunun başını okşamaktı tüm suçu. Ona yapılan bu haksızlıklara karşılık genç kızların yanında yapılmayacak hareketler yapan kişiler seviliyordu, değer görüyordu. Bunu kabullenmek imkansız,  buna itiraz etmemek imkansız. Birazcık vicdanı olan itiraz eder. Bu durum beni çok etkiledi. Yapılan baskılar nedeniyle dışlanmak yerine taraftar buldu Binnaz Anne. İnsanlar mazlumun yanında olmak istedi. Baktılar olmuyor en son Erzurum’a sürdüler. Duyduğuma göre sonra emekli olmuş. Ciddi bir şekilde arasam bulurum da yaşlandığını görünce çok üzülürüm diye aramaya  cesaret edemiyorum. onu düşündükçe hala içim sızlar.
Yuvada ilkokul çağındayken bizi camiye göndermişlerdi. Ondan sonra yurda bir hoca geldi Arapça harfleri sureleri ezberlettirdi. İster istemez sağdan soldan duyduklarımızla bir Allah inancı oluşmuştu, sonradan bu yok edilmeye çalışıldı mı? Evet. Ama ben tam aksine buna karşı çıkmak için araştırdım. Çok sevdiğim bir ablam vardı ateistti, halk eşitlik, özgürlük… diyordu bunlar bana mantıklı gelmişti ama bir gün beni dua ederken gördü. “Sen de mi Leyla?? Görünmeyen bir varlığa mı inanıyorsun?” dedi. Akıl karıştırıcı sorular soruyordu. O görüşteki ablaların da beni sevdiklerine inanıyordum. Sorgusuz sualsiz her söylediklerini kabul ettiğim halde inanç meselesini eleştirdiklerinde “Dur” diyordum. Kafamı karıştıran şeyler sorduklarında buna cevap verme ihtiyacı duyup araştırmaya koyuluyordum.
Dinden soğutmak için sorulan sorulara cevap verebilmek için daha çok araştırdım namaz kılmaya başladım. Lise 1 de kapandım. Baskılara dayanamayıp kısa bir süre içinde açmak zorunda kaldım. Her zaman ders konusunda yuvanın, yurdun en çalışkanı bendim. Mesela bir ziyaretçi geldiğinde başarılı örnek öğrenci olarak vitrine koyulurdum. Başımı örtünce en yaramaz tembel benden daha üstün oldu. Beni ötelediler, dışlanmak o yaşlarda canımı çok acıttı. Yurttan başka bir ailem yoktu, orası ailemdi. Küsüp nereye gidecektim? İdareciler arkadaşlarımı dahi bana karşı kışkırtmışlardı. Basit gibi gözüken şeyler o yaşlarda çok etkiliyor insanı. Yurt okul gibi değildi ki bırakıp ailene gidesin. Hep orada yaşıyorsun orası senin bütün hayatın. Dışlanmak çok kötüydü. Çok gençtim, yalnızdım inancım için örtünmüştüm ama desteğe ihtiyacım vardı, o desteği bulamadım.
Hiç unutmuyorum bir tane ablamız vardı Handan Abla matematik öğretmeniydi. 23-24 yaşındaydı bizim gibi ergenlerle ilgileniyordu. Oraya gelip mesai bitsin diye beklemiyordu. Hepimizi tek tek tanıyıp ne sorunumuz varsa çözüm üretmeye çalışan tam kelime karşılığıyla idealist bir insandı. Binnaz Anne gibi kapalıydı ama bazı yönleriyle ondan ayrılıyordu. Genç,  güzel, üniversiteden yeni mezun, tam bir kitap kurdu,  güncel hayatı takip eden,  çocuklarla oturup fikirler paylaşan, saygılı, edepli örnek bir kişiydi. Kısacası hayran kalmıştım ona. Onun gibi olmak istedim. Binnaz anne kapalı kadını temsil ediyordu ya ama hep bir kenara itilmiş çamaşırhanede köşede kalmış bir kadındı. Örtünmek istiyordum ama köşede kalmak asla istemiyordum. Hayatın içinde aktif bir rol almalıydım.  Handan Abla en güzel şeyi olmuştu, matematik öğretmeni. Hem o kadar inceydi ki çocukların saatinin tamirine kadar ilgilenirdi ve tabi ki onun da örtüsüne taktılar. Eşini benzerini bile görmediğim bir kadındı. Kopyala bütün Türkiye’ye dağıt Türkiye kalkınsın. Takdir göreceğine başörtüsü var diye işten çıkmak zorunda kaldı o dönemde. İdeolojinin gözü kör etmesi diye bir şey var herhalde ondan kaynaklanıyor. Bu iyiliği nasıl göremezler ? Aklım almıyor.
4-5 sene önce tekrar kapandım.  Namaz kılıyordum zaten. Bir süre sonra kısa kolu giymemeye başladım namaz kılıyorum diye namaza hazır olmak için uzun kollu giyiyordum, etek ve başörtüyü yanımda taşıyordum, bari giyeyim üstümde taşıyayım dedim. İnanıyoruz ya o inanç çok önemli. Mescitte kendimi öyle bir korunaklı hissediyordum ki aslında bu içimden gelen, olması gereken. Örtülüyken korunaklı,  rahat, konfor içinde mutluydum. Mescitten çıkıp başımı açınca bir boşluk duygusu kaplıyordu içimi. Şimdi daha iyi hissediyorum kendimi. Başımda örtü olmazsa bir boşluk var sadece örtünün kapattığı alan kadar bir boşluk değil daha büyük.
Kızlarım ilkokulu bitirince özel yaz okuluna gönderdim. Kuranı Kerim, hadis öğretiyorlardı. Bu bilgileri oradan almaları daha doğru geldi ama ben de örnek olmaya çalışıyorum. Ne olursa olsun o namazın saati geçmeyecek mesela. Namazın farz olduğunu belirttim. Kıldıkları zaman ödüllendirmeyi de denedim. Namaz kılarsanız şunu alırım bunu alırım dedim fakat namaz kılmıyorlar. Arada sırada canları isterse hep beraber kılıyoruz. Çok küçükken kılardı Ayşe, mutlaka sabah namazına kaldır diye tembihlerdi ama okul, dersler derken bıraktı. İnşallah ilerde kılarlar. Çocukların kılık kıyafetlerine de dikkat ediyorum. Kızlar çok dar giysilerle dışarı çıktıklarında uyarıyorum, hoş olmuyor. Gençler çevrelerinden etkileniyorlar. Kapalı arkadaşları var okulda ama kısıtlanmaktan korkuyorlar. Gençlerin dünyasında bu o kadar zor ki. Bizim için çok kolay çünkü artık hayatımız bir düzene girmiş, kişiliğimiz oturmuş dışarıdan gelen eleştirilere karşı kendi inancımız daha güçlü ama o yaşlarda insan dışarıya daha açık oluyor. Çocuklar küçük bir eleştiride nasıl yıkılır, düşün. Ben çok iyi anlıyorum onları mesela bazı gençler hem yaşıtlarına uymak istiyor hem inancını yaşamak istiyor, arada kalıyor, bu kıyafetlerine de yansıyor. O dengeyi sağlamaya çalışıyor inşallah inancı ağır basar toplumsal baskıdan kurtulur. Kızın içinde var ki başını örtmüş ne kadar güzel bir şey inşallah adım adım güçlenerek çıkar oradan. Modern kapalı kızları hiç eleştirmiyorum hatta teşvik etmek istiyorum. Benim çocuklarım da başkalarının çocukları da hep iyiye gitsin.
Cumartesi günü yeğenimi görmek için hastaneye gidecektim. Ziyaret saatini kaçırmayayım diyerek  alelacele  evden çıktım. Pantolon giydim, üstüne uzun tunik giyecektim onu giymeyi unutmuşum, kısa bir mont takmışım üstüme, farkında değilim. Durağa geldiğimde kıyafetimden inanılmaz derecede rahatsız oldum. Eve dönsem hastaneye yetişemeyecektim. İndiğim yerde basma etek satılıyordu. Hiç üzerimdeki diğer giysilerle uyumlu mu değil mi diye bakmadan bir tane alıp taktım altıma. öyle bir rahatladım ki “Oh be!” dedim, sanki ayağımı sıkan bir ayakkabı giymişim de çıkarıp ondan kurtulmuş gibi hissettim.

Kitap burada https://www.wattpad.com/story/87105095-tesettür-başıma-gelen-en-güzel-şey



Biliyorsunuz TESETTÜR BAŞIMA GELEN EN GÜZEL ŞEY adlı bir kitabım var. Şimdilik wattpadden okunabiliyor. Bu akşam kitaba ekleyeceğim bir örtü...

Kapitalizmin allayıp pullayıp dayattığı oyuncaklardan sadece biri noele karışmış yılbaşı. Ülkemizde, yeni bir yıla girmenin kültürümüze daha kolay yerleşebilecek bir kavram olduğu düşünülerek noele yamanmış yılbaşı, yılbaşının kenarına iliştirilmiş noel kutlamaları dört bir yandan empoze edilmekte. Bize neyi kutlattıklarına sistem bile daha tam karar verebilmiş değil. Kapitalizme hizmet etsin de gerisi teferruat zaten.

Hristiyan kiliselerine göre 25 Aralık Hz İsa (AS) nın doğum günü ve bayram olarak kutlanmakta. Tamam kutlansın lafımız yok da bir peygamberin anılma şekli bu mudur? Hristiyanları geçtim Müslüman bir ülkede noel diye barlarda dans etmenin ne alemi var. Noel, kapitalizmin en kutsal sayılan değerleri bile yozlaştırmaktan, kirli amaçlarına alet etmekten çekinmeyen vahşiliğini gözler önüne seren en büyük kanıttır. İnsanların anne sevgisini, sevgiliye aşkını, evlilik yıldönümünü vs tüketim çılgınlığı pompalamak için kullandınız sıra dini inançlara geldi. Kişiyi en savunmasız, en istismara açık yerinden yakalamayı çok iyi bilen sistemin utanç verici  başarısı.

Toplum olarak miladi takvime geçeli kaç yıl oldu da biz yılbaşına bu kadar aşina olduk. Yılbaşını kutlamaya bu kadar meraklı, bu kadar mecbur hisseder olduk. Türk milleti alışkın zaten böyle aniden gelen geleneklere. Gökten hop diye inen dayatmalara hemen adapte olmakta üstümüze yok. Eskiyle yeni arasında sıkışıp kalmış, ne yapacağını şaşırmış bir millet olmamız birilerinin çok işine yarıyor.
Yılbaşı noelinin  kışın ortasına gelmesi de manidar. Daha az harcamanın yapıldığı, insanların daha çok kabuğuna çekildiği zamanlarda böyle bir etkinlik, yurt dışında 15 gün, biz de 1 gün olan tatil. Durgunlaşan ekonomiye can veren bir noel mucizesi.

Kendi kültürümüzü anlatan çizgi filmlerle, masallarla büyümeyen yeni nesil, gördüğüyle yaşadığı dünya arasında kalıyor.  Günümüzde Noel babanın temsili figürünü görmemiş bir çocuk kaldığını sanmıyorum. Benim küçük kuzenim izlediği çizgi filmlerden ötürü çiftliklerde domuz beslediğimizi, domuz yediğimizi sanıyor. Büyüyüp veteriner olduğunda ineklerle domuzları tedavi edeceğini düşünüyor. Bu durumda yılbaşı gecesi bacadan Noel baba gelmediğinde hayal kırıklığına uğraması çok normal.

Bilinçsizlik, sürü psikolojisi, kabul görme arzusu yumuşak karnımız. Nasıl görünmemiz gerektiği, ne yapmamız gerektiği, nerelere gitmemiz gerektiği bize sorulmadan belirlenmiş. Düzene uymazsak oyundan kovuluruz. Görevimizi yapıp sıramızı savmamız bekleniyor. Bencil, lüks düşkünü, aç gözlü ve çevresine duyarsız bireyler haline geliyoruz.


İsrafı, faizi yasaklayan, ihtiyaç sahiplerini koruyan, emeğe değer veren dinimiz bırakın Marx ın dediği gibi toplumun afyonu olmayı kapitalizmin başını ezebilecek yegane baltadır.  Kuranı kerimi sadece okumakla kalmayıp hayatımızı ona göre yaşamadıkça sistemin çarkları arasında kaybolup gitmekten kurtulamayız.

Kapitalizmin allayıp pullayıp dayattığı oyuncaklardan sadece biri noele karışmış yılbaşı. Ülkemizde, yeni bir yıla girmenin kültürümüze dah...